Yazı Detayı
18 Eylül 2019 - Çarşamba 11:46
 
Toprağa doğru
Mustafa KUTLU
 
 

Ünlü eleştirmen Madame de Stael (1766-1817) konak sahibi, otoriter bir hanım imiş. Devrin yazarları ondan çekinirmiş. O yıllarda ünlü filozof Fichte genç yaşında şöhret olmuş. Madam bu adamı merak ediyormuş. Nihayet bir kongrede karşılaşmışlar.

Madam: “Sen Fichte misin?” diye sormuş. Fichte çekingen: “Evet madam” demiş. Kadın köstekli saatini çıkarmış, bir saate bir de Fichte’ye baktıktan sonra:

– Çabuk bana teorini anlat, on beş dakika vaktin var, demiş.

Günümüzün haz ve hız tutkunu insanı da “özgürlük, hemen şimdi” dediği için benden bir formül-reçete-hap isteyerek “Nedir bu toprak işi, ne ayak” diye soracaktır.

Okurlardan bana bu zulmü yapmamalarını rica edeceğim. Lütfen. Kapitalizme kafa tutmak çetin bir mesele, öncelikle uzun, yıpratıcı bir çaba ister.

Benim “Toprak Meselesi” otuz yıl, elli yıl sonrasına bir percere açmaya dayanıyor. Bugünden yarına olacak iş değil.

(Bu konudaki düşüncelerimi yeri geldiğinde uzun uzun anlatacağım.)

Nedir peki?

Şudur: Herkeslerin bildiği ama umursamadığı, göze alamadığı, elini taşın altına koyamadığı bir şey.

Sakın bunu kapitalizmin en sevimli tuzaklarından olan “çevrecilik”, “sürdürülebilir kalkınma” ile karıştırmayın.

Âmentüye inananlar için “toprağa dönüş” sırat-ı müstakime ulaşmak anlamındadır.

Kapitalizm sadece bir iktisadi sistem değil neredeyse itikadi bir meseledir.

Gücünü ve hâkimiyetini öncelikle anasır-ı erbaa’ya saldırarak devşirir. Havayı-toprağı-suyu ve nihayet insanı sömürmektedir. Havayı hava olmaktan, toprağı toprak olmaktan, suyu su olmaktan, insanı insan olmaktan çıkarır. Kıyamet senaryoları yazanlar bu gidişatın tamamlanmakta olduğunu söylüyor.

Ozon tabakası deliniyor, buzullar eriyor, sular kirleniyor, hava pis, insanlar metropollerde maskeyle dolaşıyor. (Bir Kanada şirketi Çinlilere temiz hava satıyormuş. Şaka gibi, ama gerçek.)

Dehşet dengesi sadece nükleer silahlardan ibaret değil. Bıçak kemiğe dayandı. Atmosferin dayanacak gücü kalmadı. Sıcaklık bir derece daha artarsa hapı yuttuğumuzun resmidir. Kimine göre yirmi, kimine göre otuz sene kaldı.

İşleri robotlara teslim etsek bile üretim-tüketim zinciri devam edecek, büyümenin büyüsü sürecek, tüketim toplumu şiştikçe şişecek, altta kalanın canı çıksın.

Şimdiden tıpkı Naziler gibi küresel para babaları artan nüfusun bir kısmının telef edilmesinde beis görmüyor.

Yangınlar ormanları, seller toprakları, asit yağmurları suları bitiriyor.

İleri, zengin, refah içindeki ülkelerde öyle göller var ki bakmaya kıyamazsınız. O kadar berrak, o kadar temiz. Görenler hayran oluyor ama, o göllerde bakteri bile yaşamıyor. Ölü doğa dedikleri bu galiba. Sanal dünya.

Bu manzara karşısında yapılacak iş yangında ilk kurtarılacaklar üzerinde ittifak etmektir.

Yani toprak-hava ve su.

Daha sonraki yazılarımızda bu temel yaklaşım konusunda daha ayrıntılı duracağız.

Anlatacağımız hikâye “Hadi gelin köyümüze geri dönelim/Fadime’nin düğününde halay çekelim” gibi bir fantazya değil.

Son zamanlarda ülkemizde de örnekleri görülen (TRT belgesellerinde “Yeni Köylü” deniyor) bazı tuzu kuru tiplerin metropol hayatından kaçıp doğaya dönmesi gibi bir şey de değil.

Unutmayın bu köklü bir tercih. Kapitalizmin kulvarından çıkacağız. Çılgın yarışta derece yapmaktan vazgeçeceğiz. G7’lerin dolabına su taşıma yerine kendi kulübemizi kendimiz kuracağız. Sürüden ayrılacağız.

İnanın bir kulübe kurmamıza, sürüden ayrılmamıza tahammül edemezler. Kötü örnek olur yani.

Peki henüz ilk adımı atılmamış bu sefer bize neye malolacak?

Önemli olan Besmele’yi çekip yola çıkmak.

Gerisi Allah Kerim.

Yenişafak

 
Etiketler: Toprağa, doğru,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı
Kişisel verilerinizin işlendiğini ve saklandığını 6698 sayılı KVKK Md.10 aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafınıza bildirmek isteriz.