Diğer Yazarlar

Said Nursi ER

Karacabey gençlik çalıştayı başlıyor

Ahmet KUDU

Kenardan baka kaldın

Nureddin ÇINAR

Hangi seçmen ne ister?

Enes ZİYA

Bir öğretmen olarak Hz. Peygamber

Serkan ÖKÇE

CEHENNEME DAİR

Burak Can ÇELİK

Fransa'daki olaylar

Yasin KESKİN

Karacabey ve yerel seçim

Barış ERDİNÇ

İttifakların ızdırabı...

Bilal TAŞ

Sözde Millet İttifakı!

Zübeyir DEMİRKAYA

Seni Çok Sevdim Ya Rasülallah!

Erhan DOĞAN

İsrail neden bu kadar rahat?

Fatma Nur ÇALIŞIR

Bilinen en büyük mucize anne sütü

YAZARLAR

Tüm Yazıları Burak Can ÇELİK

Suriye savaşında son durum..

28.09.2018 11:52

Haftalar önce gündemimiz olan ve söz bulunduğumuz jeopolitik konumda söz sahibi olduğumuz ve söz sahibi diğer ülkeler. Tahran’da Türkiye-Rusya-İran görüşmeleri sırasında malumları İdlib, Rusya ve Suriye tarafından bombalanırken Türkiye’nin ateşkes teklifi havada kalmış, görüşmeler sonunda yayınlanan bildiride ateşkes konusuna da yer verilmemişti. 
      Tahran zirvesinin ardından Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan; 17 Eylül’de Soçi’de İdlib konusunu yeniden masaya yatırıp operasyonların durdurulmasını kararlaştırdılar ve operasyonlar durduruldu. 
      Ayrıca bu görüşmede İdlib çevresinde gözlem noktalarının bulunduğu, 15-20 km.’lik bölgenin silahtan arındırılması ve bu bölgede denetimin Türk ve Rus Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılması da kararlaştırıldı. 
      Türkiye’nin görüş ve beklentileri doğrultusunda alınan bu kararın, İdlib halkına derin bir oh çektirdiği gibi ABD tarafından da memnuniyetle karşılandığı, BM ve AB’nin de alınan kararı destekledikleri açıklandı. Esat rejimi de alınan kararı memnuniyetle karşıladığını belirterek bu kervana katıldı. Ancak bölge aktörlerinden İsrail ve özellikle İran’ın sessizliği de dikkatli gözlerden kaçmış değil. Her ne kadar ABD açıklamasının, zımnen İsrail’i de kapsadığı düşünülse bile İran için özel nedenler önümüzdeki günlerde herhalde netleşecektir. 
      Nitekim ABD açık açık Fırat’ın doğusunda PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye, yüzlerce TIR silah, mühimmat ve teçhizat ikmali yapıyor. Rus Dış İşleri Bakanı da daha birkaç gün önce, ABD’nin IŞİD’le mücadele kisvesi altında Suriye’nin bölünmesini hedeflediğini belirterek asıl tehdidin, Fırat’ın doğusunda olduğuna işaret ediyor. 
       Tabii Rus Dışişleri Bakanının işaret ettiği, ABD’nin bu tutumu da Türkiye ve İran’ı rahatsız etmeye devam edecek. 
       Bu arada malumları Lazkiye güneyinde geçen hafta bir Rus uçağı düşürüldü, uçaktaki 15 Rus askeri de öldü. Olay üzerine hemen bir açıklama yapan İsrail, Suriye’yi suçladı. Ardından Rusya’nın da uçağın kazaen düşürüldüğünü açıklaması ile olay bir krize dönüştürülmeden kapandı gibi. 
       Ancak Suriye’de iç savaşın başlamasından beri Suriye ve Rusya, malumları muhaliflerini havadan vuruyor, ABD ve müttefikleri de IŞİD’i hedef alan hava operasyonları icra ediyor. Bölgede yoğun bir hava trafiği var. Bu son kaza, her ne kadar alınan tedbirler sayesinde, önlenemez ölçüde müessif bir olaya meydan vermemiş olsa da, zaman zaman İsrail’in de katıldığı hava operasyonlarının risk oranının yüksekliğini göstermektedir. 
       Türkiye yıllardır uluslararası hukukun icabı olarak, kendi güvenliğini sağlamak ve toprak bütünlüğünü tehdit eden terörü yok etmek için sınır ötesi operasyonlar icra etmekte, bu amaçla da Suriye’de kuvvet bulundurmaktadır. 
      İfade ettiğim gibi bu operasyonların tamamı meşru ve uluslararası hukuka uygundur. 
       Ve ayrıca Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına da saygılı olup ABD’nin bölgede bir Kürt devleti kurulması kararına da başından beri karşıdır. Sovyet Rusya’nın dağılması ile daha çok öne çıkan ve Batı ile Doğu’nun çıkar çatışması alanı haline gelen Ortadoğu’ya Irak üzerinden giren ABD’nin büyük desteğine rağmen Barzani’nin; Türkiye-İran-Irak işbirliği karşısında başarılı olamadığı apaçık ortadadır. 
      Bu defa da ABD’nin Suriye’nin doğusundaki Kürdistan teşebbüsüne karşı en etkili hareket tarzının Türkiye-İran-Irak işbirliğine Suriye’nin de katılımının sağlanması değil midir? ABD’nin Suriye’de Kürdistan hedefi önlenemediği takdirde, Ortadoğu’da kan ve gözyaşının önlenemeyeceği de ortadadır.