Diğer Yazarlar

Yasin KESKİN

Karacabey'de hayatı çekilmez hale getiren kural tanımazlık

Enes ZİYA

Yüce kitabımız Kur'anı Kerim

Ahmet KUDU

Sevgiler cüce kaldı

Nureddin ÇINAR

Kayyum belediyeciliği nereye kadar?

Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

SÖYLEM DEĞİL EYLEM 

Didem SARIBAŞ

Bayramda Tatlı Yiyebilir miyiz?

Ziya ERBİR

Nefisle mücadele

Said Nursi ER

Bismillah diyerek yola çıktım

Erhan DOĞAN

BABA OLAN DEVLETTEN HİZMETKÂR DEVLETE

Nuri DEMİR

Örnek müslüman

Burak Can ÇELİK

MİKRO SİYASET

Serkan ÖKÇE

Uygarlık ve Kentleşme

YAZARLAR

Tüm Yazıları Serkan ÖKÇE

Uygarlık ve Kentleşme

23.03.2019 13:01

“Medine”, Arapçada “kent” anlamına geliyor. Türkçesi “uygarlık” demek olan “medeniyet” de bu sözcükten türetilmiş. Yani; “uygarlık”, bir anlamda “kentleşme” demek...

   İnsanoğlunun yeryüzündeki uygarlık süreci de “kentleşme” ile birlikte başlıyor. Önceleri klan ya da aile toplulukları halinde mağaralarda yaşayan insanoğlu, sonraları çoğalıp giderek genişleyince kabile oluşmuş. Bu dönemde sadece avcılık yaparak geçinemez olan insanoğlu, hayvanları eğiterek, hayvancılığı bir uğraş edinmiş, hayvancılık başlamış. Böylelikle de hayvanların beslenebilmesi sorunu ile birlikte, uygun doğa ve iklim koşulları arayışı içine giren insanoğlu için “göçebelik” başlamış... 

Bu tür göçebe topluluklara kimi uygarlıklara göre değişen farklı isimler veriliyor: kabile, boy, oymak, aşiret, kavim vs. gibi... Daha da çoğaltmak mümkün. Ama gerçek bir toplum ya da halk topluluğu haline geliş de, yerleşik yaşam ile birlikte başlıyor. Yerleşik hayata geçiş de, hayvancılıkla uğraşan insanoğlunun giderek büyüyen ve genişleyen nüfusu nedeniyle, artık sadece hayvancılıkla yetinememesi, sonraları toprağı da işlemeye başlaması, tarıma yönelmek zorunda kalmasıyla birlikte başlıyor. İnsanoğlunun “kentleşme” süreci de böyle, hayvancılıktan tarıma yönelişi ile gelişiyor. Ve böylelikle de; yerleşik yaşama geçiş sürecinin başlamasıyla birlikte de insanoğlunun karşısına bir “yurt edinme” gerçekliği gelip dayanıyor!

   Ancak burada “kentleşmeyi yalnızca yerleşik hayata geçiş anlamında kullanıyorum, bugünkü anlamda bir “uygarlaşma” anlamında özellikle kullanmıyorum. Nedeni ise; “uygarlık” kavramının çok daha geniş bir anlamı kapsadığı, çok daha derin bir anlayışı içerdiği gerçeği... Bugünkü anlamda “uygar insan” tanımı yaparken, nasıl bu tanımı hak edecek bazı temel kriterler ve değer yargıları ile ölçüm yapılıyorsa, toplum ve toplulukları da uygarlık düzeyleri ile aynı şekilde ölçüp elekten geçirebilmek gerekli... Uygar bir toplum veya halktan söz edebilmek için, onların kültürlerini, yaşayışlarını, çağı geliştirme veya yaşanılan çağa uygun olabilecek düzeyde yaptığı atılımları, barışçıl olup olmadıkları, insanı nasıl ele alıp değerlendirdikleri ve felsefeleri vs.nin iyi irdelenmesi gerekiyor. Yoksa yerleşik hayata geçiş ve kentleşmenin başlamasıyla hemen ve birdenbire uygar olunamıyor. Çünkü insanoğlu tarih boyunca, kendi neslinin varlığından itibaren hep daha uygar olabilmek, uygarlıklarını geliştirebilmek ve çağı değiştirebilmek davranışı veya arayışı içinde... Bu davranış biçimi kimi zaman barışçı, kimi zaman da barışçı olmayan yollar izlemiş. Savaş, bu nedenle ilk çağlardan bu yana insanoğlu ile birlikte anılan bir gerçeklik olmuş dünyada!