Dünyaya kahramanlık dersi verdiğimiz Çanakkale Destanı’nın 110. yıl dönümündeyiz.
Şanlı ecdadımız bütün imkânsızlıklara rağmen Çanakkale’yi büyük bir cesaretle savunuşu, düşmanlarımızı bile kendisine hayran bıraktı. Bundan 110 yıl önce Çanakkale’de kahraman atalarımız dünyanın en büyük donanmasını ve en güçlü ordularını yendiler. Çanakkale, imanın küfre, mananın maddeye, hilalin haça karşı zaferidir.
İngiltere Savaş Bakanı Winston Churchill, “Boğazı 15 günde geçeceğiz ve gemilerimiz sultanın sarayının önüne demirler” dedi. 3 Kasım 1914’te başlayan savaş 9 Ocak 1916’ya kadar sürdü. Devletimizin en zayıf olduğu bir zamanda ordumuz muhteşem bir zafer kazandı. O yıl üniversite ve liselerimiz mezun vermedi. Gençlerimiz vatan, millet ve din için cepheye koştular; Vuruştular, gazi veya şehit oldular. Mehmet Akif’in ifadesiyle, ‘Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.’
Allah’ın yardımı, iman gücü, ölürsem şehidim, kalırsam gazi şuuruyla Mehmetçik tarih sayfalarında altın harflerle yazılan büyük bir zafere imza attı. 18 Mart 1915 günü Seddülbahir’deki Mecidiye Bataryası bombalandı. 14 şehit 24 yaralı var, sadece iki kahraman ayak ta, biri Koca Seyit, öteki Niğdeli Ali. Seyit 216 okkalık (275 kg) top mermisini kucaklar ve topun namlusuna sürer, ‘Bismillah Allah-ü Ekber’ diyerek nişan alır, ateş eder, HMS Ocean gemisini vurur, gemi sulara gömülür. HMS Irresistible gemisini vurur. Deniz Zaferi’nden sonra 25 Nisan 1915’te kara savaşları başladı.
ÇANAKKALE’YE GİDEN GÖNÜLLÜ SINIF
Prof. Emin Efendi, bir gazete aldı. İçindeki hükümet bildirisine bir göz attı. Şöyle yazıyordu, ‘Çanakkale’ye at, eşek, katır, nal, mıh, kağını, araba, para, yiyecek, giyecek. Her kim ne verirse kabulümüzdür.’ Emin Efendi gazeteyi katlayıp cebine koydu. Aceleyle fakülteye geldi. Yedinci dershanenin kapısından içeri girdi, fakat dershane bomboştu. Koyu bir ölüm sessizliği vardı. Profesör boş sıralara öylece bakakaldı. Neden sonra tahtadaki yazı gözüne ilişti. Yazıyı sindire sindire okudu. Şunlar yazıyordu tahtada, ‘Muhterem hocam. Ayasofya Cami’ndeki hutbeleriniz ve dershanedeki derslerinizden, Çanakkale’de milletimizin namusunun direnmesi gerektiğine inandığımız için gidiyoruz. Yüreğiniz rahat olsun. Orada, milletimizin namusu olan Çanakkale’de, senin talebelerin bir gönüllü birliği oluşturacak ve tek bir kişi gibi hareket ederek sömürgecilerin karşısına çıkacak. Duaların üstümüzden eksik olmasın. Hakkını ve emeklerini helal et lütfen (Bütün çocukların adına 403 Nizami) Profesör Emin Efendi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, ‘Teşekkür ederim, oğullarım benim, has çocuklarım. Şimdi, asıl siz helal edin haklarınızı. Çünkü benden büyüksüzünüz artık, çok büyüksüzünüz.’
YAŞANMIŞ GERÇEK BİR HİKÂYE
Balıkesir’de Ali Sururi İlkokulu karşısındaki boşlukta, eski ayakkabı tamircisi, kır, pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp) dede vardı. Bir akşamüstü konu Çanakkale’ye gelince ağlamaya başladı ve devam etti, ‘Rahmetli babam, Hafız Ali Çanakkale’de kaldığında, anamın karnında yedi aylıkmışım.
Onu hiç tanımadım. Bir fotoğrafı bile yoktu. O günler çok zor günlerdi. Seferberliğin sıkıntıları,
Kuvayı Milliye zamanı, işgal yılları, kurtuluş, yokluk, sıkıntı… Çocukluğumuz hep ekmek peşinde,
sıkıntıyla geçti. Ama anam, benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta, her nereye giderse
yanıma gelir ve:
“– Oğlum ben pazara gidiyorum.
Baban gelirse beni hemen çağır ha..!
– Ben teyzenlere gidiyorum.
Baban gelirse beni hemen çağır ha..!
– Ben komşulara gidiyorum.
Baban gelirse beni hemen çağır ha..!” derdi.
Anam babamı bekledi durdu. Büyüdüm, dükkân açtım. Annem yine her bir yere gidişte
dükkâna gelir, gideceği yeri söyler ve, “Baban gelirse beni çağır ha..!” diye eklerdi.
Aradan yıllar geçti. Anacığım ihtiyarladı. Gene hep değneğini kaparak bana gelir ve, “Baban gelirse beni çağır ha..!” diye tembihlerdi. Günü geldi ağırlaştı. Ölüm döşeğinde bizimle helalleşti.
“Bana iyi baktınız, hakkınızı helal edin” dedi. Bana döndü yavaşça, “Baban gelirse ona:
Annem hep seni bekledi’ de!” dedi. Birden irkilerek doğruldu ve kapıya doğru gülümseyerek, “Hoş geldin bey, hoş geldin!” diyerek ruhunu teslim etti.’
(Cevdet Alkalp’le Röportaj Yapan Kişi Araştırmacı Yazar ve Bursa Çınar Anadolu Lisesi Coğrafya Öğretmeni Mustafa Doğru-Baban gelirse beni hemen çağır ha..!)
En çok şehit verilen Tokat ve Halep olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz.
Gelibolu yarımadasında; Seddülbahir, Arıburnu, Anafartalar, Conkbayırı, Alçıtepe, Soğanlıdere, Zığındere, Kanlısırt şehit kanlarıyla sulandı. Ölümün cennete kanatlanmak olduğuna inanan Mehmetçik muhteşem bir zafer kazandı.
Çocuklar, öğrenciler, gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler mutlaka bir rehber nezaretinde kefensiz yatan şehitler diyarı Çanakkale Gelibolu yarımadasını ziyaret etmelidir. Ben şahsen çeşitli vesilelerle ellinin üzerinde ziyarette bulundum. Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşlarında ‘yarbay’ olarak görev yaptı. Çanakkale, kahramanlığın destanıdır. Kahramanlarımızın ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun, hepsinden Allah razı olsun. Çanakkale Zaferimizin yıl dönümü kutlu olsun.