Allah rahmet eylesin." Barış Akarsu'nun dillere pelesenk olan şu şarkısı yeniden aklıma geldi:
"Tepede bir beyaz saray, içinde soytarı bir kral kara haber onun işi sıra kimde?" İzlediğimiz son dünya kupası final karşılaşmasının ardından ister istemez şu düşünce zihnimde canlandı: Saraydaki soytarı krallar oyunlarını oynamaya devam ediyor.
Dünya Kupası boyunca oynanan maçları takip eden birçok kişi gibi ben de bazı takımlara karşı pozitif ayrımcılık yapıldığı yönünde ciddi bir kanaat oluştuğunu gördüm. Özellikle finaldeki mücadelede sahada yaşanan bazı olaylar, hakeme yönelik sert itirazlar, fiziksel temaslar ve sportmenlik sınırlarını zorlayan davranışlar karşısında verilen kararlar, futbol adına çok üzücüydü.
Fakat bütün bunların üzerinde bir hakikat vardır ki o da Allah'ın adaletidir. O adalet ne şaşar ne de gecikir.
Yıllar önce Cristiano Ronaldo'nun bir basın toplantısında önündeki kola şişelerini kenara itmesi ve bu tavrıyla kapitalist tüketim anlayışına karşı sembolik bir duruş sergilemesi hâlâ hafızalardadır. Bana göre o günden sonra futbol tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Ronaldo'nun kariyerinde yaşanan süreçler de ayrıca düşünülmeye değerdir.
Şayet Ronaldo, Messi örneğinde olduğu gibi mevcut küresel düzenle aynı çizgide yürümeyi tercih etseydi, bugün onu çok daha farklı bir konumda konuşuyor olabilirdik. Bu elbette tartışılabilir bir konu ancak bana göre yalnızca futbolda değil, hayatın hemen her alanında olduğu gibi spor dünyasında da büyük ekonomik güçlerin ve küresel sermayenin etkisi hissedilmektedir.
Bugün futbol, milyarlarca insanın tutkusu olmanın yanında milyarlarca dolarlık bir sektör hâline gelmiştir. Böyle büyük bir sektörün sadece saha içindeki mücadeleyle yönetildiğini düşünmek ahmaklık olur.
Final karşılaşmasında İspanya'nın attığı gollere verilen tepkiler de bu tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. FİFA Başkanının ispanyanın golünden sonra ah vah çekmediği kaldı.
Kendi adıma şuna inanıyorum:
Kapitalizmin işine yaradığın kadar büyüksün, küresel sistemin işine yaradığın kadar değerlisin. İşlerine yaradığın kadar profesyonel, işlerine yaradığın kadar zenginsin. Bu düzenin karşısında durmaya kalktığında neler olabileceğini de herkese gösterdiler Ronaldo örneğinde olduğu gibi.
(Bu arada şunu yazmadan geçmeyeceğim BOYKOT’un ne kadar önem arz ettiğini umarım herkes anlamıştır.)
Öte yandan Final maçında takdir edilmesi gereken önemli bir davranış da İspanya Milli Takımı'nın sahaya Filistin'i temsilen başörtülü bir kız çocuğuyla çıkması, sporun yalnızca skor üretmediğini; zaman zaman vicdani mesajlar da verebildiğini gösteren anlamlı bir adımdı.
İnsanlar futbola sadece futbol olarak bakabilir. Buna saygı duyarım. Fakat ben futbola yalnızca futbol olarak bakmıyorum. Çünkü futbol, toplumlara mesajların verildiği en güçlü alanlardan biridir.
Bazen sahada oynanan oyun kadar, oyunun dışında verilen mesajlar da önemlidir. Dünyaya şu mesaj verilmektedir: "Bizimle (SİYONİZM ) yürürseniz sizi dünyanın yıldızı yaparız; bizim çizgimizin dışına çıkarsanız sizi gözlerden uzaklaştırırız."
Bu düşünceye katılan da olacaktır, katılmayan da. Ancak sporun küresel güçlerden tamamen bağımsız olduğunu söylemek de bana göre gerçekçi bir yaklaşım değildir.
Beni asıl üzen ise hâlâ ülkemizde futbolun insanlar arasında ayrılık sebebi hâline gelmesidir. Kimi zaman kurumların, kimi zaman kardeşlerin, kimi zaman da dostların arasını açan tartışmaların merkezinde yine futbol bulunmaktadır.
Oysa farkına varmamız gereken gerçek şudur: Futbolu bile bize izin verildiği kadar konuşuyor, izin verildiği kadar tartışıyor ve izin verildiği kadar izleyebiliyoruz.
Çünkü bu devasa sektörün sahipleri bize adeta şunu söylüyor: "Ben bu oyuna milyarlarca dolar yatırım yaptım sizin takım sevdanıza, forma sevginize bakmam ben cebime giren paraya bakarım."
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
Futbol sadece sahada oynanan bir oyun mudur?
