Siyaset, tarih boyunca "biz ve onlar" ayrımıyla şekillendi. Hükümdarlar, liderler ve politikacılar, halkı bir araya getirmek için hep bir “düşman” buldu. Peki, siyaset gerçekten ancak bir öteki yaratarak mı ayakta kalabilir? Ve bu düşman yaratma taktiği bize ne kazandırır, ne kaybettirir?
Carl Schmitt’e göre siyasetin özü, dost ve düşman ayrımıdır. Ona kalırsa, bir topluluk kendini ancak karşısına aldığı bir “öteki” sayesinde tanımlar. Bu bakış açısı, özellikle kriz zamanlarında iktidarlar için bulunmaz bir nimet. Çünkü bir düşman gösterildiğinde, halk otomatik olarak safları sıklaştırır. "Ülkemiz tehdit altında!" diyerek herkesi tek bir çatı altına toplamak kolaylaşır. Ancak sorun şu ki, bu yöntem, kısa vadede işe yarasa da uzun vadede toplumu nasıl bir noktaya sürükler?
Bu anlayış, demokrasiyi ve toplumsal barışı baltalayan bir dinamik yaratır. Çünkü düşman yaratmak demek, sürekli bir kutuplaşma içinde yaşamak demektir. Bir gün düşman olarak tanımlanan grup ortadan kalkarsa ne olacak? Hemen yeni bir düşman yaratmak gerekecek. Sonuç? Bitmek bilmeyen bir korku ve güvensizlik ortamı.
Otoriter rejimler, Schmitt’in bu fikrini bolca kullanır. Muhalifleri susturmak, eleştirileri bastırmak ve halkı kontrol altında tutmak için "düşman" kartını oynarlar. “Beka sorunu” gibi ifadelerle insanlar ikna edilir, hukuk esnetilir ve özgürlükler kısıtlanır. Tarih, bu yöntemin sayısız kez kullanıldığını gösteriyor. Peki, çözüm nedir?
Daha sağlıklı bir siyaset için, düşman yaratma refleksinden kurtulmak gerekiyor. Farklı fikirler, toplumun düşmanı değil, zenginliğidir. Siyaset sadece savaşmak, karşıtlık üretmek değil, birlikte yaşamanın yollarını bulmakla da ilgilidir. Asıl meydan okuma, Schmitt’in gölgesinden çıkarak siyaseti uzlaşı ve dayanışma temelinde yeniden düşünmektir. Çünkü sürekli düşman arayan bir toplum, sonunda kendisiyle de savaşmaya başlar.
Siyasette Düşmanlık: Carl Schmitt’in Oyunu
Siyaset, tarih boyunca "biz ve onlar" ayrımıyla şekillendi. Hükümdarlar, liderler ve politikacılar, halkı bir araya getirmek için hep bir “düşman” buldu. Peki, siyaset gerçekten ancak bir öteki yaratarak mı ayakta kalabilir? Ve bu düşman yaratma taktiği bize ne kazandırır, ne kaybettirir?
Carl Schmitt’e göre siyasetin özü, dost ve düşman ayrımıdır. Ona kalırsa, bir topluluk kendini ancak karşısına aldığı bir “öteki” sayesinde tanımlar. Bu bakış açısı, özellikle kriz zamanlarında iktidarlar için bulunmaz bir nimet. Çünkü bir düşman gösterildiğinde, halk otomatik olarak safları sıklaştırır. "Ülkemiz tehdit altında!" diyerek herkesi tek bir çatı altına toplamak kolaylaşır. Ancak sorun şu ki, bu yöntem, kısa vadede işe yarasa da uzun vadede toplumu nasıl bir noktaya sürükler?
Bu anlayış, demokrasiyi ve toplumsal barışı baltalayan bir dinamik yaratır. Çünkü düşman yaratmak demek, sürekli bir kutuplaşma içinde yaşamak demektir. Bir gün düşman olarak tanımlanan grup ortadan kalkarsa ne olacak? Hemen yeni bir düşman yaratmak gerekecek. Sonuç? Bitmek bilmeyen bir korku ve güvensizlik ortamı.
Otoriter rejimler, Schmitt’in bu fikrini bolca kullanır. Muhalifleri susturmak, eleştirileri bastırmak ve halkı kontrol altında tutmak için "düşman" kartını oynarlar. “Beka sorunu” gibi ifadelerle insanlar ikna edilir, hukuk esnetilir ve özgürlükler kısıtlanır. Tarih, bu yöntemin sayısız kez kullanıldığını gösteriyor. Peki, çözüm nedir?
Daha sağlıklı bir siyaset için, düşman yaratma refleksinden kurtulmak gerekiyor. Farklı fikirler, toplumun düşmanı değil, zenginliğidir. Siyaset sadece savaşmak, karşıtlık üretmek değil, birlikte yaşamanın yollarını bulmakla da ilgilidir. Asıl meydan okuma, Schmitt’in gölgesinden çıkarak siyaseti uzlaşı ve dayanışma temelinde yeniden düşünmektir. Çünkü sürekli düşman arayan bir toplum, sonunda kendisiyle de savaşmaya başlar.
Ekleme
Tarihi: 24 Mart 2025 - Pazartesi
Siyasette Düşmanlık: Carl Schmitt’in Oyunu
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.