Şu sıralar sıklıkla her yandan duyduğumuz, artık tanıdıklaşan bir problemin üzerinde durmak istiyorum. Su. Bir krize dönüşen ve aslında hiç bir kurumun üstlenmek istemediği çıkmaza dönüşen bir durum. Bu yıl Bursa ili olarak bize eşlik eden bazı iller ile beraber şaşırarak şahit olduğumuz susuzluk problemi hem kamuoyu hem de şehri yönetenlerin beklemediği ya da kavrayamadığı bir şokla yüzümüze çarptı. Herkesin şaşkınlıkla Bursa nasıl susuz kalır sorgulaması hala varlığını devam ettiren bir durum. Nasıl oldu da yıllardır Dünya Sağlık Örgütü verilerinin uyardığı, Bilim insanlarının 2026'nın 2025’ten daha kurak geçeceğini dile getirdiği ciddi senaryoda henüz tam çözüm sağlanamadı merak konusu.
Türkiye’nin genel durumunu ele alan raporlarda ülkemizin yüzde 88'inin çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğu bildiriliyor. 2030 için alarm zillerinin çaldığı söyleniyor. Türkiye, yılda kişi başına düşen 1519 metreküplük su miktarıyla su sıkıntısı çeken bir ülke olarak gösteriliyor. Artan nüfusla birlikte kişi başına kullanılabilir yıllık su miktarının 2030 yılında 1200 metreküpe, 2040 yılında 1116 metreküpe, 2050 yılında da 1069 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor. Raporlar, Türkiye'nin su kıtlığı çeken bir ülke durumuna geleceğini gösteriyor. Birleşmiş Milletlerin son raporuna göre de Dünya, küresel su iflası sürecine girdi bile. Mustafa Bozbey’in bu sorunla ilgili yaptığı açıklamalarda Çınarcık Barajı projesinin bu sorun üzerindeki etkisini inceleyelim. Bu ayın başlarında hizmete giren barajın uzun bir bekleyişin ardından tamamlanması ve kriz durumunda aslında beklenen kurtarıcı rolu biraz geç almış olması planlalanan bir durum değildi anlaşılan. Sonuç olarak en büyük havzaya sahip olan Çınarcık Barajı’nın Bursa’yı daha kötü günlerden kurtardığı ve kurtaracağı söyleniyor.
Dediğim gibi bu sorun çok uzun süredir adım adım ilerleyen ve sonunda büyük bir çağlayana dönüşeceğini önceden ilan etmiş bir durumdu. Tarımdan temel yaşam alanına kadar her durumda şu an için su tasarrufu çağrısı yapılıyor. Karacabey’de tarım alanında belirli ürünlere bu nedenle sınırlamalar koyuluyor. Çeltik sorunu buna gayet örnek verilebilir. Bununla beraber dünyanın mevsim değişikliği ve genel sorun olan iklim krizinin etkileri artık yüksek dereceden etki etmeye başladı. Türkiye’nin dört mevsim olarak geçen döngüsünde şu an içinde yaşadığımız düzenin nerede koptuğunu ve yaşanan mevsimsel döngünün alışılmadık olması aslında tehlike çanlarını duyuruyor. Düzensiz yağışlar ve hava sıcaklıklarının aşırılığı, mevsimlerin normal döngülerinden uzak olması sadece su bakımından değil her alana sirayet eden ve zamanla toprağı, üretimi ve insanın yaşam fonksiyonlarını etkileyecek büyük sorunun yavaş yavaş beliren sonuçları sadece. Sadece su üzerinde durmak zincirlenmiş halkaların diğer çürümekte olan kısımlarını atlamış olmak demektir. Birden fazla sessiz ilerleyen sorunun şu an da gündemi kaplayan önemli durumlarından biri su problemi. Bursa gibi bir ilin artık Yeşilsiz ve Susuz olması aslında yıllardır yapılan ve yapılmayan icraatların bir sonucu. Bu yıl Bursa ve Türkiye ve dünyanın tamamı bu büyük sonuçla yüzleşmek zorunda.
