Ülkemiz coğrafi ve etnik köken bakımından belki de dünyada sayılı olabilecek arkeoloji ve kültür geçmişiyle donatılmış nadir ülkelerden biri. Nereye baksanız tarihi bir kent, geçmişten gelen bir mirasın izleri ve kalıntıları mevcut. Nesiller boyu aktarılan kültürel mirasın koruyucuları olarak bu kültür ve sanat geçmişini ne kadar biliyor ve tanık oluyoruz meçhul. Bu konuda söyleyeceklerim bizzat kendi yaptığım tarihi kent ve tarihi şehir deneyimlerimden yola çıkarak bahsedeceğim izlenimlerim. Yakın zamanda Efes Antik kentini ziyaret ettim ve bu gezimde bu konuyla ilgili gözüme çarpan ve maalesef çok üzücü olan bazı detayları gördüm. Kişisel olarak sanat tarihi ve arkeolojinin ülkemizde bu kadar çok tarihi buluntuya sahip olmasına rağmen asla gerektiği değeri görmemesi her zaman mantıksız gelmiştir. Arkeoloji eğitimi, bu alanda istihdam ve ülkemizin öncü olması gereken bri alanı bu denli başarısız ele alışımız hatta ele bile almayışımız gerçekten akıl alır gibi değil.
Hemen hemen her ilimizde antik kent ve tarihi yapı bulunan ülkemizde en göze çarpan durumu bu tarihi bölgelerin kimsesiz ve sahip çıkılmayan, atıl yerler olmasıdır. Bir antik kente gittiğinizde göreceğiniz üzücü sahnelerden biri bilgisizlik ve üstüne tarihin etrafa saçılıp korumasız kalmış olmasıdır. Dönemleri ifade eden sütunların öylece dizilip insanlar için banka dönüşmesine izin verilmiş olmasının eksi notu hem bize hem de bu yapıları korumayan sisteme yazar. Bir antik kenti olduğu haliyle koruyup onu daha etkileyici ve görkemli haliyle bu toprakların insanlarına tanıtmaya erinmek tüm gelecek nesil için büyük bir ayıptan öteye gitmez. Tarihi bölgenin eserlerini bir taşa çevirip bakımsızlık içerisinde terk etmek, o taşın ne olduğunu açıklayan bir satır yazı bile yazmamak, toplumu ve gelecek nesili bilgilendirip duyarlılığı arttırmak varken şu an içinde olduğumuz durum hem bu ülkede yaşayan insana hem de bu mirasları bizlere bırakanlara büyük bir saygısızlıktır.
Müzecilik anlayışımızı her seferinde sorgulatan durumlara tanık oldum. Her arkeolojik buluntunun bir bilgi karşılığı varken ve bu bilgiyi kamuoyuna sunmak gerekirken müzelerimizin görenin kendi anlamını kendi çıkarması gerekiyormuş gibi hizmet sunması oldukça hayal kırıklığı sebebidir. Bilinçlendirme ve kültür aktarımının elzem olduğu bir alanda bilgisizliğin teşviği ve bu durumun görmezden gelinişi böyle büyük bir sit alanına sahip ülkede olmaması gereken bir durum. Kendi yaşadığımız Karacabey bölgesinde de geçerli olan kültür aktarımı eksikliği, şehrin tarihinin şehirde yaşayan insanlara aktarılması gerekirken asla üzerinde durulmaması gerçekten bu bilinç düzeyini sorgulatıyor. Şehrin tanıtımı için öne çıkabilecek tarihi veya doğal doku üzerinden bilinçlendirme yapılmaması aslında büyük bir eksiklik. Bu kadar fazla materyal varken bu materyallerin atıl ve sahip çıkılmıyor oluşu sistemin bunu görmezden gelmesiyle açıklanabilir. Kültür turizminin ekonomik boyutuyla birlikte eğitim ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi özellikle ele alınılması gereken bir konu. Şahsen yaşadığım şehirde bir tarihiı müzenin olmayışı, insanlara ve burada yaşayan yerli halka bu şehrin geçmişiyle ve bugünüyle tanıtılması gerekirken yıllardır gelen hiç kimsenin üzerinde durmadığı, yok sayıldığı bir alan olması, Karacabey’in geçmişinin insanlar arasında bir rivayetmişçesine konuşulması ne kadar makul bilinmez. Her şehrin kendine ait bir dokusu, geleneği ve kendine haslığı söz konusuyken bizim bu detayları tanıtacak müze, kültür alanı ve bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyacımız var. Ülkemiz bu konuda bilgiye ve bilinçlendirmeye aç bir halde. Bu kültür ve sanat tarihinin üzerinde önemle durulması ve bu topraklarda yaşayan insanlara bu toprakların geçmişi ve geleceği ince ince işlenmelidir.
Anasayfa
Yazarlar
Rabia FİDAN
Yazı Detayı
Bu yazı 481 kez okundu.
Türkiye’de Kültür Sanat İlgisizliği
Ülkemiz coğrafi ve etnik köken bakımından belki de dünyada sayılı olabilecek arkeoloji ve kültür geçmişiyle donatılmış nadir ülkelerden biri. Nereye baksanız tarihi bir kent, geçmişten gelen bir mirasın izleri ve kalıntıları mevcut. Nesiller boyu aktarılan kültürel mirasın koruyucuları olarak bu kültür ve sanat geçmişini ne kadar biliyor ve tanık oluyoruz meçhul. Bu konuda söyleyeceklerim bizzat kendi yaptığım tarihi kent ve tarihi şehir deneyimlerimden yola çıkarak bahsedeceğim izlenimlerim. Yakın zamanda Efes Antik kentini ziyaret ettim ve bu gezimde bu konuyla ilgili gözüme çarpan ve maalesef çok üzücü olan bazı detayları gördüm. Kişisel olarak sanat tarihi ve arkeolojinin ülkemizde bu kadar çok tarihi buluntuya sahip olmasına rağmen asla gerektiği değeri görmemesi her zaman mantıksız gelmiştir. Arkeoloji eğitimi, bu alanda istihdam ve ülkemizin öncü olması gereken bri alanı bu denli başarısız ele alışımız hatta ele bile almayışımız gerçekten akıl alır gibi değil.
Hemen hemen her ilimizde antik kent ve tarihi yapı bulunan ülkemizde en göze çarpan durumu bu tarihi bölgelerin kimsesiz ve sahip çıkılmayan, atıl yerler olmasıdır. Bir antik kente gittiğinizde göreceğiniz üzücü sahnelerden biri bilgisizlik ve üstüne tarihin etrafa saçılıp korumasız kalmış olmasıdır. Dönemleri ifade eden sütunların öylece dizilip insanlar için banka dönüşmesine izin verilmiş olmasının eksi notu hem bize hem de bu yapıları korumayan sisteme yazar. Bir antik kenti olduğu haliyle koruyup onu daha etkileyici ve görkemli haliyle bu toprakların insanlarına tanıtmaya erinmek tüm gelecek nesil için büyük bir ayıptan öteye gitmez. Tarihi bölgenin eserlerini bir taşa çevirip bakımsızlık içerisinde terk etmek, o taşın ne olduğunu açıklayan bir satır yazı bile yazmamak, toplumu ve gelecek nesili bilgilendirip duyarlılığı arttırmak varken şu an içinde olduğumuz durum hem bu ülkede yaşayan insana hem de bu mirasları bizlere bırakanlara büyük bir saygısızlıktır.
Müzecilik anlayışımızı her seferinde sorgulatan durumlara tanık oldum. Her arkeolojik buluntunun bir bilgi karşılığı varken ve bu bilgiyi kamuoyuna sunmak gerekirken müzelerimizin görenin kendi anlamını kendi çıkarması gerekiyormuş gibi hizmet sunması oldukça hayal kırıklığı sebebidir. Bilinçlendirme ve kültür aktarımının elzem olduğu bir alanda bilgisizliğin teşviği ve bu durumun görmezden gelinişi böyle büyük bir sit alanına sahip ülkede olmaması gereken bir durum. Kendi yaşadığımız Karacabey bölgesinde de geçerli olan kültür aktarımı eksikliği, şehrin tarihinin şehirde yaşayan insanlara aktarılması gerekirken asla üzerinde durulmaması gerçekten bu bilinç düzeyini sorgulatıyor. Şehrin tanıtımı için öne çıkabilecek tarihi veya doğal doku üzerinden bilinçlendirme yapılmaması aslında büyük bir eksiklik. Bu kadar fazla materyal varken bu materyallerin atıl ve sahip çıkılmıyor oluşu sistemin bunu görmezden gelmesiyle açıklanabilir. Kültür turizminin ekonomik boyutuyla birlikte eğitim ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi özellikle ele alınılması gereken bir konu. Şahsen yaşadığım şehirde bir tarihiı müzenin olmayışı, insanlara ve burada yaşayan yerli halka bu şehrin geçmişiyle ve bugünüyle tanıtılması gerekirken yıllardır gelen hiç kimsenin üzerinde durmadığı, yok sayıldığı bir alan olması, Karacabey’in geçmişinin insanlar arasında bir rivayetmişçesine konuşulması ne kadar makul bilinmez. Her şehrin kendine ait bir dokusu, geleneği ve kendine haslığı söz konusuyken bizim bu detayları tanıtacak müze, kültür alanı ve bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyacımız var. Ülkemiz bu konuda bilgiye ve bilinçlendirmeye aç bir halde. Bu kültür ve sanat tarihinin üzerinde önemle durulması ve bu topraklarda yaşayan insanlara bu toprakların geçmişi ve geleceği ince ince işlenmelidir.
Ekleme
Tarihi: 03 Haziran 2026 -Çarşamba
Türkiye’de Kültür Sanat İlgisizliği
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
